I hereby present the 4’33″of Face swap

Face swap yahut yüz de(n)iştirmenin 4’33”ü olmaya aday bu çalışmamı özellikle kamuoyu ve sanat çevrelerinin dikkatine sunuyorum 😉 bu da mı gol değil?!

 20160804_114648 face swap.jpg

‘Savaşma, müzik yap’ ya da ‘uçaktan düşen gitarların müziği’nin imkanları üzerine düşünceler

Aşağıda görmüş olduğunuz grafitinin bir musikisi var mıdır efendim? Havadan atılan klasik gitar, akustik gitar, elektro gitarların müziği olur mu? Böyle bir müzik imkan dahilinde midir? Ya da böyle bir müzik mümkün müdür? Biraz bunun üstüne yazayım dedim, buyrun efendim:make music not war
1. Gitarların düşerken çıkardıkları sesi tabi ki müzik kabul edebiliriz, avangard müzik bize en azından bunu öğretti. Cahil değiliz artık eskiski gibi vesselam. Hatta gitarların yere düştükleri anda çıkardıkları kırılma seslerini de (neredeyse her sesi kabul edebileceğimiz gibi) müziğin bir unsuru olarak kabul edebiliriz (Hasan Cihat Örter gitar kırmak için az mı tepinmedi mesela gitarların üstünde zamanında?!) Dedim ya cahil değiliz eskisi gibi. Ha bu düşmenin ne sesi olur hacı, kim duyacak demeyin, mesele sadece duyabilip, duyamamaktan biraz daha karışık. Müzik belirli bir zamansal bağlam için düzenlenmiş sessizlikten ve dahi seslerden, dolayısıyla da titreşimlerden (ya da Angara’da söylediğimzi haliyle ‘gıpraşım’) oluşur.

Ve insan evladı bu durumu temel olarak iki modern çalışma alanında sorgulamıştır, bunlardan birincisi avangard sanat ve ikincisi de modern kuantum fiziğindeki string teorisidir. Parçacık fiziğinde, maddelerin en küçük yapı taşları olan parçacıkların nokta benzeri parçacıklar yerine tek boyutlu ve titreşebilen objelerle” açıklandığı teoridir aslında string teorisi (sicim ya da tel teorisi). Eğer ses, titreşimlerden meydana geliyorsa, ve evrendeki her madde özünde titreşiyorsa, o zaman evrendeki her şeyin bir müziği vardır! İnsanların, hayvanların, çiçeklerin, böceklerin, otun (ve dahi bokun), dünyanın, ayın, güneşin, gezegenlerin, göktaşlarının, karadeliklerin ve dahi evrenin tam da bu titreşebilme kapasiteleri yüzünden bir musıkisi vardır işte. İşin çok daha şaşırtıcı boyutu, bu durumun Antik Yunan’da ve Ortaçağda dahi fark edilmiş olmasıdır bence.

Antik Yunan felsefecilerinden Neoplatonist Proclus’un ‘Günebakan ve onun duası’nda söylediği şu şey dudak uçuklatıcı bir önsezi (hissi kablel vuku) içerir mesela: “Günebakan’ın güneşin hareketlerini takip ederken, havayı yararak çıkardığı sesi eğer duyabilseydik bu sesin aslında [tanrıya] söylenen ya da yakılan bir ilahi olduğunu anlardık” (bkz: Alone with the Alone: Creative Imagination in the Ṣūfism of ibn Arabi 1998 – Henry Corbin, bu muhteşem kitabı harika bir Türkçeyle dilimize kazandıran çok sevgili arkadaşım Zeynep Oktay‘a bu kitabı bana önerdiği için teşekkürler! Bu arada kitabın Türkçe baskısı yanımda olmadığı için bu pasajı ben çevirdim). Bu ses nasıl bir ses olabilirdi diye düşününce aklıma ıslık çalarak atılan bir ok ya da havayı döven bir kırbaçın çıkardığı ıslık sesi gibi bir ses geliyor. Ancak bu ses muhtemelen o kadar düşük frekanslı yani kalın bir sestir ki, insan kulağının bu sesi doğal olarak duyabilmesinin bir yolu maalesef yoktur. Ancak bu sesin kaydedilmesi, ve daha sonra da duyabileceğimiz ses aralığına bir yerlere transpoze edilebilmesi teorik olarak mümkündür! (bkz aşağıdaki yıldız sesleri vidyosu)

İşte Proclus’un bahsettiği bu ‘neoplatonist dinleme’ daha sonrasında İslami mistisizmdeki  yani Sufilikteki ‘dinleme felsefesini’ çok ciddi ölçüde etkileyen en temel kaynaklardan birisini oluşuturuyor. Bu neoplatonist gelenek sadece bizim mirasçısı olduğumuz geleneği değil, tabi ki Avrupa’lı mistikleri de çok büyük ölçüde (aşırı) etkilemiştir. Bir diğer örnek de  Ortaçağdan gelsin o zaman. Yine gördüğümüz ya da görmediğimiz objelerin de duymadığımız birer musıkilerinin olduğu, Ortaçağ feylesofu Boethius tarafından iddia edilmiştir. Boethius kitabı De Musica’da (1491-2) müziği üçe ayırmıştır:

a. Dünyanın musikisi (Gök cisimlerinin, kainatın ya da evrenin müziği, ki biz bunu duyamayız)
b. Bedenin musikisi (insan bedeninin içsel müziği, ki biz bunu da büyük ölçüde duyamayız)
c. Aletlerin musikisi (bildiğimiz,duyduğumuz, dinlediğimiz aletlerle yani enstrümanlarla yapılan müzik tabi unutmamalı ki insan sesi de bir enstrümandır])

Boethius’un farklı kategorilere ayırdığı ve doğal olarak duyamayacağımızı söylediği  ilk iki kategoriye de modern bilim sayesinde artık nihayet duyabiliyoruz! buyrun:

Andrew Williams adlı araştırmacının uydulardan (suni peyk) ve uzay araçlarından topladığı datayı bize ses olarak sunduğu bu vidyo tek kelimeyle inanılmaz. Derin uzayın sesleri güneşin doğuşunu selamlayan bir kuş korosunu andırıyor adeta:

2. Müzik deyince bu sanatın her şeyden önce bir ses organizasyonu sanatı olduğu gelse de, çok daha temel ve soyut bir bağlamda aslında müziğin her şeyden önce bir süre, ya da zaman organizasyonu sanatı olduğunu belirtmek isterim (bkz: John Cage 4’33”). Bu noktada da uçaktan aşağı atılan bu sazların oluşturduğu musıkinin süresi de ‘uçağın sesi ile birlikte bu gitarların uçaktan atılma anlarından son gitarın yere düşmesine kadar geçen süre olacaktır’. Eğer diyelim ki uçağın sesi gitarlar düştükten sonra da hala devam ediyorsa o zaman bu müzik eserinin bitişini de uçağın biz dinleyicilerden uzaklaşması ve uzaklaşırken de sesinin yavaş yavaş duyulmaz hale gelmesi belirleyecektir, ki bu sönümlenme (fade out) de müzik terimleriyle konuşacak olursak, aslında doğal bir dekreşendo‘dan (decrescendo) başka bir şey değildir . Bu arada uçağın bizden uzaklaşırken çıkardığı sesin de biz dinleyicilere göre yavaş yavaş pesleşmesi (yani kalınlaşması) da bir diğer doğal ve ilginç ses efektidir (daha detaylı bilgi için bkz: doppler efekti).

Şimdi ders hazırlamam gerekiyor o yüzden kısa keseceğim, lakin son bir nokta var o da yeterince yüksekten uçan bir uçaktan atılan, ve her biri en az 2-3 kg olan enstrümanlar yine de insan öldürebilir. O yüzden mümkünse uçaklardan değil bomba, gitar bile atmayalım. Hem tehlikeli hem israf!

Düşen enstrümanların musıkisi nasıl olur merak ediyorsanız buyurun MIT’li öğrencilerin  1972 yılından beri yaptıkları piyano düşürme şenliklerinin vidyosunu bir izleyin.

 Gitar kırılırken çıkan sesleri duymak için pek çok vidyo izleyebilirsiniz, ama bir Hasan Cihat Örter vidyosu var ki, Hem gitarın kırılma anına tanıklık edebiliyorsunuz, hem de elinde gitar olduğu halde yarım metreden yere düşen bir müzisyenin haline: