1911’de İstanbul ya da «Badana, dekadansın en aydın bir delilidir!»

Untitled-2asdf.pngReşad Ekrem’in 3 Temmuz 955 yılında alıntıladığı bu Ebüzziya Tevfik yazısı 1911 yılından! Yazı bence hem çok ilginç hem de çok önemli bir yazı. Çevremizde görmeye alışık olduğumuz bazı tutum ve davranışların eskilerde de çok yaygın olduğunu görmek bence özellikle acayip. Bunların arasında en başta zikredilmesi gerekenler ise tabi ki “geçicilik”ve “adam sendecilik!”

Bir de tarihi eser olarak bildiğimiz eserlerin bir kısmı henüz daha “tarihi” eser bile olmadan çürümeye terk edilmiş. Ez cümle vurdum duymaz ceddimiz renovasyondan da, bakımdan da, badanadan da hiçbir zaman çok da anlamamış. Aşağıya sevdiğim yerleri not ettim, en altta da yazının tamamını bulabilirsiniz. iyi okumalar!

“Her şeyimiz, her işimiz, her mahal ve mekânımızda bir «muvakkat» lik haleti görülü­yor”

“Halk nasılsa kayıtsızlığa ve ifrât derecede görmezliğe, daha doğrusu körlüğe müptelâ, görmüyor, görürse aldırmıyor, vazife etmiyor.”

“Halkımızda «eser» muhafazası fikri de kalmamıştır. Fakat bu haleti ruhiye, efradı ahâliye, hiç şüphe yoktur ki efradı hükü­metten sirayet etmiştir.”

Bence yazıdaki en efsane cümle bu ve dayanamadım caps de yaptım bunu:

«Badana, dekadansın en aydın bir delilidir»

– Müze Müdürü Hamdi Bey merhumOsman_Hamdi_Beya


 

Untitled-2asdf

1911’de İstanbul

Aşağıdaki satırlar Mecmua-i Ebüzziya’da «Payitahtın Hâli» adiyle neşredilmiş uzun bir yazıdan alınmıştır. Fethin beşyüzüncü yılını da idrâk ettikten sonra ibret gözüyle

okunmaya değer. En az bir buçuk asırlık bir ihmâlin harâbeye çevirdiği muazzam

beldeyi imâra uğraşanlara Allah kuvvet ve metanet, sabır ve sebat versin. Yazıya o dev­rin İstanbul’undan resimler ilâve ediyoruz [Reşad Ekrem Koçu]

Yazan: Ebüzziya Tevfik

Şinasi merhum hicri 1863 de Tasviri Efkârda, İstan­bul sokaklarının tenvir ve tathirine hasrettiği bendi mahsusda, İstanbulun evsâfı tabiîyesine şu cümlei lâtifesiyle ter­cüman olmuştu:

Birbirlerine bitişik çıra gibi tutuşup yanan ahşap evler

Birbirlerine bitişik çıra gibi tutuşup yanan ahşap evler

«Şehrimiz bir pâyitahttır ki, yalnız başına bir devlet değer! ve ona mâlik olanlar ise -Napolyonun sözüdür- cihana hük­metmeye muktedir olur.»

Nâmık Kemal merhum da, üç sene sonra, yine Tasviri Efkâr­da, Hocapaşa yangını üzerine yazdığı bir makalede:

«İstanbulumuz bir şehri şehir­dir, cihanın pâyitahtı olmak kabiliyetini hâizdir. Milletimize mevrus olan şanı muzafferiyetin en büyük bir nişânei iftiha­rı bu beldedir. Bizim mülkümüz olalı bir kat daha mâmur ol­muştu».

Bu güzel şehir, sonraları, ka­nuna boyun eğmeyip mâlik ol­duğu arsayı sokağa tecavüzle genişletmekte pervâsız bulunan­ların kötülüğü ile bu hâle gir­miştir. Bir millet arasında ka­nun ve nizama boyun eğme fik­ri yok olup herkes hareketlerin­de keyfine tâbi olursa o millet dekadans denilen yok olma fe­lâketine kadar gider. Halk herşeyi hükümetten bekliyor. Şeh­rin biraz sapa, fakat haylice kalabalık yerleri hayret ve o nisbette nefretle görülecek şey­lerden geçilmiyor. Yiyecek sa­tan öyle dükkânlar var ki kazârâ içlerine göz atanlar, iştiha ile alacakları şeyleri müddeti ömründe ağzına koymamaya ye­min edecek kadar mülevves ve müstekreh bir halde görmekte­dirler. Halk nasılsa kayıtsızlığa ve ifrât derecede görmezliğe, daha doğrusu körlüğe müptelâ, görmüyor, görürse aldırmıyor, vazife etmiyor. Acaba belediye çavuşları da halkın arasındaki bakar körlerden mi seçiliyor? Halkımızda «eser» muhafazası fikri de kalmamıştır. Fakat bu haleti ruhiye, efradı ahâliye, hiç şüphe yoktur ki efradı hükü­metten sirayet etmiştir. Baş, dâ­ima ya «Hüsnü misâl», yahut «sui misâl» olur.

Korkunç kıyafetli dilenciler

Korkunç kıyafetli dilenciler

Resmî binala­rımıza, mukaddes binalarımıza, hattâ muhteşem binalarımıza göz atacak olursak halkın müptelâ olduğu kayıtsızlığın daha geniş ölçüde belirmiş olduğunu görürüz

Müze Müdürü Hamdi Bey merhum:

«Badana, dekadansın en aydın bir delilidir» der idi. Yerden göğe haklıdır. Tâkib ve imâr fikrini terkeden milletler, ayıplarını örtmek için en tez çâre olmak üzere badanadan istimdâd ederler. Devletin en büyük başını aldatmak için, meselâ bir kışlayı, yahut devlet dâirelerinden birini senede bir defa boyamakla, gûya ki, ona metanet vermiş olurlar. Bizde ise badana o derece suiistimal olunmuş ve olunmaktadır ki, mücellâ mermer sütunlara ve altın kakmalı nakışlarla müzey­yen tavanlara kadar herşeye sü­rülmektedir. Sultan Ahmed câmiinin en sonraki tamirinde, Hünkâr mahfilinin altındaki ta­vandan 12 milimetre kalınlığın­da sekiz kattan ibaret bir ba­dana tabakası çıkarılmıştı. Garibdir ki bu badananın kazın­masıyla meydana çıkan yaldızlı tavan, hiçbir tamire muhtaç ol­maksızın, bugün, aslındaki pa­rıltı ile ve bütün letafetiyle seyredilmektedir.

Geçen gün Ayasofyaya gittim. Kapunun sol tarafındaki ağacın altına atılmış olan iskemleler üzerine beş on kişi oturmuş, ki­mi kahve içiyor, nargile içiyor, kimi yediği marulun yaprakla­rıyla koçanını atarak orasını, gittikçe sermayesi çoğalan bir mezbele hâline tahvil eyliyordu. Hele bir mabedin harîmi demek olan avlusunda kahvehaneler bulundurmaya akıl ve naklin nasıl cevaz verebildiğine ne ka­dar hayret edilse yeridir. Bu utanmazlığın hikmeti, illeti ne­dir?

Sokak köpeklerine et ziyafeti

Sokak köpeklerine et ziyafeti

Bir mislini inşâya pek de kudretimiz olamayacak gibi gö­rünen muhteşem Beykoz kasrının hâlini görenlerin yüreği kanar. Çünkü bu kasra Abdülhamid’in devri saltanatında kim­se gitmemiş! İçindeki bekçiler çatının tamire muhtaç olduğunu ihtar ettikçe aldıran olmamış. Çünkü Yıldız sarayından görül­meyen her yer, her şey harâbolmaya mahkûm tutulmuş. Abdülhamidede tahrib fikri bir do­ğuş lekesi olarak bulunabilirdi, «bakım,  koruma» fikri de hü­kümetin mânâsı içindedir. Bu işlerle vazifeli bir hey’et, hiç olmazsa bir memur bulunmak lâzım gelmez mi?..

Ayasofya karşısındaki Üçüncü Ahmed çeşmesi, bir devrin zevki bediînin tercümanıdır. Abdülâziz cülusunun tezine tamirettirmişti. Sonra, yerden kalkan tozun, toprağın hedefi ola ola renk ve nakışlarından eser kal­madı, Seyyid Vehbinin mutan­tan kasidesi dahi okunamayacak hâle gelmiş.. Üçüncü Ahmed, çeşmesine tarih olarak:

Aç Besmele ile iç suyu Han Ahmed’e eyle duâ 

mısrâını söylemiş… Bu mısra dayalancı şâhid gibi mahcub du­ruyor.. Çünkü, çeşmede su yok­tur.

Büyük şehirde yer yokturki, barakalarla karşılaşılmasın!.

-Ecdadın asırlara göğüs geren yapıları arasında barakalar…- Baraka derdine düşüldüğü gün yerleşme fikrine vedâ etmek lâ­zımdır. Her şeyimiz, her işimiz, her mahal ve mekânımızda bir «muvakkat» lik haleti görülü­yor. Her ferd ki, vatanının ikbâl ve şevketinden başka bir emeli olmamak lâzımdır. Bakım, koru­ma fikrine sâhib olmalıdır. Bu fikrin doğması, Şarkda, herşeyi hükümetten bekleyen siyaset ve idâre an’anesinin yıkılmasına bağlıdır.

Hammalların taşıdığı güzel kibar hanımlar

Hammalların taşıdığı güzel kibar hanımlar

Reklamlar


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s